Günümüz dünyasında barış denince aklımıza genellikle büyük siyasi adımlar, uluslararası anlaşmalar ve savaşların sona ermesi geliyor. Ancak barış, aslında çok daha yakınımızda, içimizde başlayan bir süreç. Psikolojik açıdan baktığımızda, barış hem bireysel hem de toplumsal düzeyde bir denge hali. Peki bu dengeyi nasıl sağlarız? Barışı nasıl içselleştirir ve çevremize yansıtırız?…
Hayat, kimi zaman bir senfoni gibi akıp gider; melodiler uyum içinde birbiri ardına dizilir, ritim nabzımıza karışır. Kimi zaman ise kakofonik bir kaosa dönüşür; notalar uyumsuz, ritim dağınık ve armoni kaybolmuştur. Varoluşun belirsizliği içinde, insan kendisini anlamlandırma arayışında çoğu zaman bir çıpa arar. İşte tam da burada, müzik devreye girer.…
“Köprüden geçinceye kadar ayıya dayı de” sözü, çoğu zaman bir hayat dersi gibi aktarılır. Çıkarlarımızı korumanın akıllıca bir yöntem olduğu öğretilir. Ancak bu anlayış, bireyin karakterini aşındırıp toplumsal güveni zedelemez mi? Bir psikolog gözüyle baktığımızda, bu tutumun temelinde korku, fırsatçılık ve sosyal uyum kaygısı yatar. İnsan, doğası gereği çevresine uyum…
“Söz gümüşse, sükût altındır” derler. Ancak, haksızlık karşısında susmak gerçekten bir erdem midir, yoksa bir teslimiyet mi? Toplumsal hayatta sessiz kalmak çoğu zaman barışçıl bir tavır olarak görülse de bazı durumlarda bu, adaletsizliği normalleştiren bir kayıtsızlığa dönüşebilir. İnsan, sosyal bir varlıktır ve yaşadığı toplumun bir parçası olarak olaylara tepki vermekle…
Bir haksızlık gördüğümüzde ne yapıyoruz? Müdahale mi ediyoruz, yoksa “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” diyerek sessiz mi kalıyoruz? Bu söz, kişisel bir korunma refleksi gibi görünse de toplumsal duyarsızlığın ve bencilliğin en net ifadelerinden biri. İnsan doğası gereği kendini koruma içgüdüsüne sahip olsa da toplumsal yaşam yalnızca bireysel çıkarlarla…
Hepimizin hayatında geri dönüşü olmayan anlar vardır. Bir fırsatı kaçırırsınız, bir karar verirsiniz ya da bir şey olur ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz. İşte, tam da böyle durumlarda halk arasında sıkça kullanılan o söz gelir akla: “Atı alan Üsküdar’ı geçti.” Ama asıl mesele şu, atı alan geçti de…
Adalet, insanın sadece hukuk kitaplarında karşılaştığı bir kavram değildir. O, hayatın tam ortasında, ilişkilerimizde, toplumsal düzenimizde ve hatta ruh sağlığımızda derin izler bırakır. Haksızlığa uğradığında içi sıkışan, öfkesi dinmeyen ya da umudunu kaybeden bir insan, aslında yalnızca bir hak kaybı yaşamaz; ruhunda da bir yara açılır. Peki, adalet duygusunun eksikliği…
UMURSAMAZLIK + AHLAKSIZLIK = … Malumunuz geçen gün ülkemizin en güzide tatil merkezlerinden birinde göz göre göre bir facia hatta bir katliam yaşandı. Bunun sebebi ise basit ihmalkarlıktan başka bir şey değildi. Farklı rakamlardan bahsediliyor ama iki bilemedin üç oda fiyatına mali olarak eş değerdeki yatırımların yapılmaması sonucunda onlarca can…
Herkese merhabalar. Ben klinik psikolog Metin OLATAŞ. 2025 yılı boyunca sizlere bu köşe sayesinde ulaşacak olmanın heyecanı ve mutluluğunu yaşıyorum. Bugüne kadar bu gazetede onlarca haber ve röportaj yaptıktan sonra bir köşede yazmak oldukça farklıymış. Bu süreçte sürçülisan edersem şimdiden affınıza sığınıyorum. Burada ne yazsam hangi konulara değinsem diye düşündükten…
Bu soğuk kış gününde birden aklıma gelen durum. Soğuktan mıdır, üşümekten midir bilmem Schopenhauer’in bu ikileminden bahsetmek isterim. Schopenhauer biz insanların ve toplumların ilişkisini soğuklarda ısınmak için birbirine yaklaşan ama yaklaşınca da okları birbirine batan ve acıdan dolayı tekrardan birbirinden uzaklaşan kirpilere benzetmektedir. Kirpiler birbirlerinden uzaklaşınca bu sefer tekrardan kış…

